Kitaplar< Geri dönün

3000 YILLIK AKDENİZ CAMCILIĞININ ANADOLU’DAKİ SON İZLERİ : GÖZ BONCUĞU

3000 YILLIK AKDENİZ CAMCILIĞININ ANADOLU’DAKİ SON İZLERİ : GÖZ BONCUĞU

Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayını, 1987, İstanbul

3000 Yıllık Akdeniz Camcılığının
Anadolu'daki Son İzleri
GÖZ BONCUĞU

Prof. Önder Küçükerman

Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından yayımlanmıştır.

Yayına hazırlayan ve düzenleyen, Önder Küçükerman
Apa Ofset basımevi Sanayi veTicaret A. Ş., İstanbul
1. Basım, 1987, İstanbul

TEŞEKKÜR

'Oldukça uzun süren bu araştırmanın her aşamasında, özellikle geleneksel cam ve boncuk sanatını bugüne kadar yürütebilen aile atölyelerinin kullanmakta oldukları ilginç tekniklerin yorumlanması ve değerlendirilmesi konusunda sürekli yardımları ve değerli katkılarından ötürü, yakın dostum, İstanbul Porselen Sanayü A.Ş. Genel Müdürü, cam teknoloğu Dr. Can Apak'a, araştırmanın çeşitli dönemlerindeki ilgisinden ötürü Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Teknik Genel Müdür Yardımcısı, cam teknoloğu Alev Yaraman'a, kitapta yer alması gereken çeşitli cam boncukların ayrıntılı analizlerinin gerçekleştirilmesindeki ilgilerinden ötürü T.Ş.C.F. Proje ve Teknik Hizmetler Müdürü Ateş Kut'a, bu analizleri hazırlayıp değerlendiren Dr. Eşref Aydın'a, Bülent Arman'a ve TŞCF Araştırma Merkezi'ne, TŞCF Müzesi koleksiyonundan yararlanmam konusundaki ilgilerinden ötürü Tülin Aren ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ederim.
Ayrıca, bu kitabın oluşmasındaki önemli katkılarından ötürü, İzmir'in Görece Köyü'ndeki cam ustalarına ve Bodrum'lu boncuk ustası Halit Arabacı'ya özellikle teşekkür ederim.
Son olarak da, bu kitabın yayımlanmasını sağlayan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'na, Kurumun Genel Müdürü, değerli dost Çelik Gülersoy'a ve kitabın baskıya hazırlanmasmdaki ilgi, katkı ve yardımlarından ötürü Nezih Başgelen'e teşekkür ederim.'


Prof. Önder Küçükerman, 1987 İstanbul

İÇİNDEKİLER

SUNUŞ
Cam; Alevin içinden, ustanın elinden

GİRİŞ
Niçin Göz Boncuğu? ; Cam boncuk, ama...

I. BÖLÜM: GEÇMİŞTEN KALANLAR
Boncuk mu, cam mı? 16; Geçmişten kalanlar, 18; Eski cam sanatı ustaları için değişmeyen amaç: Doğa, 20; Teknik yönden cam boncuğun değerlendirilmesi, 25; Tarih içinde kullanılmış olan cam boncuk yapım yöntemleri, 25; Ezme yöntemi, 27; Sıcak camı ezerek delme yöntemı; 30; Cam malzemesini kalıp içinde eritip biçimlendirme yöntemi, 30; Döküm yöntemi, 32; Sıcak camı şişirip çekerek boru yapma yöntemi, 33; Sıcak ve akıcı bir camı, bir iç kalıp üzerine sarma yöntemi, 33.

II. BÖLÜM: ANADOLU'DA GELENEKSEL CAM BONCUK YAPIMINI YASATANLAR
Anadolu'daki göz boncuğu üzerine genel bir bakış, 40; Göz boncuğu yapımı bugüne kadar niçin yaşamış olabilir? 41; Her yerde boncuk var, 42; Karanlıkta parlak ışıklar, 44; Binlerce yılın deneyleri, 47; Ama işin bir de öte yanı var ki... 49; İşin içindeki denge bütünlüğü, 52; Geleneksel bir cam fırınında ısı transfer mekanizması, 53; Anadolu'daki boncuk ustasının kullandığı ham maddeler, 74; Cam kimyasındaki ilginç olaylar ve cam boncuk ustasının yorumları, 76; Eski cam teknolojisinde bu malzeme nasıl sağlanırdı? 77; Cam boncuk ve renkler, 78; Boncukta saydamlık ve renk, 78; Renksiz cam, 80; Mavi, 81; Beyaz (Opal), 83; Sarı, 85; Yeşil, 89; Kırmızı, 91; Boncukçu için ham malzeme: Çevredeki herşey, 93; Yolun ayrılması, 95; Yeni eğilimler, 95.

SON SÖZ, 99

KAYNAKLAR, 100

Açıklamalar, fotoğraflar, 101

--------------------------------------------------------------------------------

SUNUŞ

Cam: ... Alevin İçinden, Ustanın Elinden...

Alevli, ateşli 'Cam fırınıyla', bu fırının önünde çalışan 'Cam ustası' sanki binlerce yıldan beri ikiz kardeş gibi olmuşlardır.

İkisinin arasında, durup dinlenmeden birbirine alıp verdikleri, biçimlendirdikleri malzeme de camdır. Binlerce yıl içinde hem alevle-cam, hem de camla-usta arasında çok ilgi çekici bir denge oluşmuştur. Alev camı eritir, 'Su gibi' yapar, cam ustası da bu sıvıyı alıp 'Soğutarak' biçimlendirir.

İşte bu hiç değişmeyen üçlünün arasında, yazılı, kayıtlı olmayan ve neredeyse bir 'Destan gibi, kuşaktan kuşağa aktarılan' bilgiler, bu ilgi çekici işin 'Püf noktası' olarak süregelmektedir.

Arada gidip gelenler ve zaman içinde değişenler ise, yalnızca cam yapımında kullanılan birkaç katkı malzemesidir. Gerçekte hiç de saydam ve parlak olmayan camın temel malzemesi, alevlerin ortasında eriyip su gibi akarken birden cam ustasının elinde biçimlendirilip soğuyunca da herhalde bu işe çok şaşırır: Çünkü artık pırıl pırıl renkli ya da saydam bir şey olmuştur, yani cam olmuştur...

Binlerce yıllık geçmişleriyle, günümüze kadar yaşayarak gelebilen ve çeşitli ilginç tekniklere dayalı olan sanatlar vardır. Bu sanatların bir kısmı uzun süren öyküleri içinde önemli teknik gelişmeler geçirmişlerdir. Cam yapımı da binlerce yıldan günümüze kadar yaşayarak, gelişerek gelebilen ve kendine göre çok ilginç özellikler taşıyan bir tekniğin sanatıdır. Ama bir an bu işin özüne bakarsanız, bu çok uzun zaman içinde, temel ilkelerin gerçekte hiç değişmediği kolayca görülüverir. Belki de değişen, yalnızca bugün kullanılan teknolojinin ulaştığı olağanüstü 'Büyüklüktür'.

Cam üretimi yapılan bir yere girildiği zaman, günlük hayatta pek karşılaşılmayan, çok değişik bir çevreyle karşılaşılır. Genellikle içinde çalışılan çevre karanlıkçadır. Yalnız, camın eritildiği fırınların ağızlarından şaşırtıcı parlaklıkta alevli ışıklar saçılmaktadır. Önce bu özellik görülür. Sonra da, bu fırınlarda erimiş bulunan, alevler saçan ve su gibi akıverecek kadar yumuşamış olan camı biçimlendiren, 'Sessizce ama hep hızla çalışan ustalar' dikkati çeker.

Böyle bir ortamda, ilk bakışta sanki 'Telaşlı ve karışık bir koşuşma' varmış gibi gelir insana. Oysa burada çalışanların hepsinin de 'Kendine göre', ama çok 'Kesin' bir görevi ve bir anlamda izlediği 'Rota'sı vardır. Çoğu kere camcılık tekniğindeki ustalık, bir anlamda 'Geriye sayma' olayı olarak kabul edilir. Bu geriye sayma, potadan alınan sıcak ve akıcı durumdaki camın soğuyup katılaşması için geçen çok kısa süreye bağlıdır. İşte bütün ustalık bu kısa süre içinde, biçimlendirmeyi yapıp bitirmeye dayalıdır. Bu yüzden camcılıkta saniyeler bile dikkatle kullanılır.

Bu kalın çizgilerle özetlenen özellik, ister teknik yönden çok ilkel olsun, isterse de çok gelişmiş bir teknoloji uygulansın, camcılık sanatının her alanı için geçerlidir. Bu yüzden cam yapımında, her ne olursa olsun hiç kaçınılamayan belirli birkaç temel ilke vardır.

Bunların birincisi ve belki de en önemlisi, camın 'Saydam' olmasıdır. Diğer deyişle, 'Malzemesi görünmez olan bir biçimdir'. Ama boncukçuluk için saydam olmayan bir cam yöntemi bir anlamda zorunlu olmuştur. Çünkü ilk camcılık örnekleri saydam değildir. Saydamlık çok sonradan elde edilebilmiştir.

İkincisi ise yüksek ısılarda eritilip hazırlanan ham malzemenin, çok kısa bir sürede ve genellikle 'Bir defada son biçimine ulaştığı' bir üretim tekniğine dayalı olmasıdır.

Her iki yolda da cam yapımı ve sanatı açısından çok ilginç sonuçlar alınmıştır. Ama asıl şaşırtıcı olan ise, sınırlı gibi görünen bu özelliğine karşılık, yüksek ısıların içinden, alevlerin arasından, ustalıkla ve zorlukla ortaya çıkartılan cam biçimlerin sonsuz bir zenginliğe ulaşabilmesidir.

Bugün hemen herkes için çok olağan birşey olarak kabul edilmiş olan cam, yüzlerce yıl önce neredeyse 'Sihirler dünyasından gelen'lerin yaptığı bir sanat olarak kabul edilmişti. Uzağa gitmeye gerek bile yok. 60, 70 yıl önce bile cam çok pahalı bir malzemeydi.

Cam sanatının bu 'Sihirli' gibi görünen yanı nereden çıkmış olabilir? Bunun yanıtı, belki de camın hiçbir başka malzemede olmayan pek çok 'Şaşırtıcı özellikleri' taşımasında aranabilir.

Gerçekten bir an gözümüzün önüne şunları getirelim. Kum, kireç, soda gibi birkaç kaba görünüşlü malzemeyi özel potalarda 900-1000 °C derecelerin üzerine çıkardığımız zaman bu katı karışım su gibi oluyor. Sonra bu sıvıyı çok özel tekniklerle ve araçlarla, eritildiği potadan alıp biçimlendiriyorsunuz ve soğuyup katılaşan bu şey, sonuçta saydam ya da renkli, ama pırıl pırıl bir cam oluyor.

Bütün bunları özetlemek gerekirse, ister geçmişin ilk bakışta ilkel gibi görünen, ama çok değişik bir tür bilgi gerektiren Antik Akdeniz camcısı olsun, isterse de günümüzün en ileri tekniğini kullanan endüstrisindeki camcı olsun, her ikisi de 'Alevle ateşle' ikiz kardeş gibidir.

GİRİŞ

Niçin Göz Boncuğu?

Bu araştırmada, Anadolu'da yaşayan geleneksel cam boncuk tekniğine değişik bir bakış açısı altında yaklaşım temel ilke olmuştur. Çünkü belki de bu ilginç camcılık öyküsünün günümüzdeki son oyuncuları, belleklerindeki son oyunu oynuyor olabilir. Üstelik bu son oyunu bir başkasına belletme şansları da pek yok gibi görülüyor.

İşte bu nedenle, yaşayan son örnekler üzerinde ayrıntılı bir inceleme gerekmekteydi. Bu incelemede izlenecek yol ne olmalıydı? Boncukçuların belleklerini zorlayıp babadan kalma bilgileri aktardıkları cümleler mi temel olmalıydı? Yoksa tam tersine elleriyle yaptıkları işin incelenip değerlendirilmesi mi daha doğru olurdu?

İkinci yol, tartışmasız sonuçlara ulaşabilmek açısından daha uygun izlemini vermektedir. Çünkü uzun yıllarını, hatta belki de bütün yaşamlarını bu işe vermiş olan cam boncuk ustaları, kendileri için çok 'Doğal' kabul ettikleri bilgileri ve deneyleri, neredeyse 'Anlatmaya bile değmez' bulmaktadır. Oysa onlar için çok 'Doğallaşmış olan şeyler', belirli bir yöntemle izlenip değerlendirilince, söylediklerinden çok daha ilginç birikimin elde edilebileceği kesindir.

Ayrıca unutmamalı ki, bu gibi geleneksel cam ustaları da, geleneksel sanatların tarih boyunca bütün uygulayıcılarının yaptıkları gibi, işin 'Anahtarını' ya 'Kendi elinde' tutmak ister, ya da bunun gerçekten bir anahtar olduğunu aklına bile getirmez...

Bu düşünce açısıyla Anadolu'nun cam boncuk geleneğini yaşayanları ve sürdürenleri incelememizin ilginç sonuçlara ulaşacağı görülmektedir,

Böyle bir bakışta, eğer en küçük ayrıntılar bile gözden kaçırılırsa, bu camcıların sanki çok ilkel bir yöntem ve teknik kullandıkları izlenimi alınabilir. Gerçekteyse kullanılan yollar ve yöntemler titizlikle değerlendirildiği zaman, bunlarda, belki inanılması güç olan, ama çok somut ve çarpıcı özelliklerin bulunduğu açıklıkla görülür.
Ama ne yazık ki, 'Kayıt edilmemiş bilgilere dayalı' olan bütün geleneksel teknikleri uygulayan sanatçıların kaçınılmaz yazgısı, bu camcılarımız için de geçerli olmuştur.

Babadan, dededen ya da komşudan duyduklarını, gördüklerini, hatırlayabildiklerini kendi deneyleriyle de birleştirerek bir anlamda 'Değişen koşullara uyum sağlamaya' uğraşmaktadırlar.

Böylesine bir 'Koşullara uyma' endişesi giderek yerini 'Daha kötü koşullara uyuma' bırakmaktadır. Neredeyse malzemeyle ve gelenekle bulunan bağı kesme noktasına gelmiş olanlar bile vardır. Böyle bir zorunluk sonunda, bugün gerek cam elde etmede kullanılan fırın, gerekse kullanılan teknik, ana hatlarıyla sanki eski bir camcılık gibi görünmekle birlikte, sonuçta ortaya çıkan ürünün bir 'Cam' olduğu bile neredeyse tartışılabilir. Hatta denebilir ki, o eski cam gitmiş, geride cama benzeyen, 'Camsı' diyebileceğimiz birşey kalmıştır.

Kısacası işin özü gidip görüntüsü kalıyor gibidir.

Bugünkü camcılık tanımına göre, bu tür tekniklere genel bir isim vermek gerektiği için bu işe camcılık diyoruz. Yapılanlara da cam boncuk diyoruz. Yoksa bu ürünlerin pek çoğu 'Camlaşmaya yaklaşmış' ya 'Camlıktan uzaklaşan' bir grup olarak da görülebilir. Çünkü bu tür örneklerin belli bir teknik sınırdan sonra cam olarak kabul edilmesi bile zordur. Bazen seramik demek, bazen de daha karmaşık tanımlar bulmak gerekebilir.

Ama bu noktada herhangi bir yanlış anlamayı önlemek için hemen şunu belirtmek gerekir. Bu tür geleneksel boncukçulukta (Her şey bir yana), camcılık tekniğinin en ilginç ve yalın yorumlarının ustalıkla kullanılmakta olduğunu da açıklıkla söylemek zorunluğu vardır.

Cam tarihi üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, camcılığın bir kaynağı Akdeniz ve çevresidir. Cam üretimi için temel malzeme olan kum ve ağacın kolay bulunduğu her yerde camcılık yayılmıştır. Özellikle çıralı çam odunu, yüksek enerjisi yönünden bu işe çok uygundur.

Bu arada gerçek olan bir başka şey de, pişmiş toprak tekniğinin ve ona bağlı olarak gelişen sırlama tekniğinin, camcılıkla yakın akraba olduğunun kabul edilmekte olduğudur. Hatta yarı şaka gibi gelebilir ama, bu önemli buluşun nedeni olarak belki de fazlaca ısıtılmış bir seramik fırınının camlaşma ısısına kadar yükselip 'Sırla, cam' arası ilginç nesneleri ortaya çıkarıvermiş olabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

... Cam Boncuk, Ama...

Camla uzun bir süre boyunca iç içe bulunan bir kişi olarak şöyle bir soru hep aklımın bir köşesinde durur. Bu boncuklara cam diyoruz. Ama acaba bu boncuklar ne kadar camdır?

Daha başka bir deyişle tarihin hangi dönemindeki cam tanımı içinde yer alırlar? Çünkü özellikle yakın tarihlere geldikçe, bu tür cam boncuk yapımının, taşıması gerekli olan pekçok teknik özellik önemli ölçüde değişmektedir.

Ucuzlatılan malzeme, elden geldiğince daha düşük ısılarda eriyebilen cam karışımları, camlaşma için gerekli işlemlerin titizlikle uygulanmaması gibi ekonomikleştirme yolları yanında daha da sayılabilecek pek çok teknik yorum nedeniyle, bu tür boncuklar artık neredeyse 'Cam'dan daha başka özellikler kazanmaktadır.

Acaba bu bir tür gelişim midir, yoksa binlerce yıldan bu yana zorluklarla taşınan çok değerli bir bilginin yok olması mıdır? Böyle bir bakış açısıyla, sürdürülegelen sınırlı uygulama henüz bir geleneksel cam sanatı olarak kabul edilebilir. Ama bu önemli özelliğinden uzaklaşmaya başladığı da rahatlıkla öne sürülebilir.

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar Önder Küçükerman'a aittir ve izinsiz kullanılamazlar.
Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir!

© 2015 | Önder Küçükerman