Books< Go back

Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN

Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş.
tarafından yayımlanmış,
Şubat 2002 tarihinde
basılmıştır.

Prof. Önder Küçükerman, (Kitap içinde bir bölüm), s. 12-17

'Hattan Harfe: Zincirin Altın Halkalarını Yeniden Bağlayan Emin Barın'


Bir Yazı Sevdalısı
EMİN BARIN

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş.
tarafından yayımlanmış,
Şubat 2002 tarihinde
basılmıştır.

Prof. Önder Küçükerman

'Hattan Harfe: Zincirin Altın Halkalarını Yeniden Bağlayan Emin Barın'

(Kitap içinde bir bölüm),s. 12-17

Yapı Kredi yayınları: 1608
Proje Koordinatörü Şennur: Şentürk
Danışman: Ferit Edgü
Yayına Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar
Çevrimen: Virginia Taylor Saçlıoğlu
Fotoğraflar: Aydın Coşkun
Grafik: Yeşim Balaban
Renk ayırımı: 7 Renk
Baskı : Promat

ISBN 975-08-0366-3
 
Bu katalog
15 Şubat-30 Mart 2002 tarihleri arasında
Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat galerisinde açılan
“Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN”
sergisi dolayısıyla
Yapı Kredi Bankası A.Ş. için hazırlanmıştır.


İÇİNDEKİLER

Ferit Edgü, Bir Yazı Sevdalısı, 6

Elif Naci, Allah, Allah!, 10

Prof. Önder Küçükerman, Hattan Harfe: Zincirin Altın Halkalarını Yeniden Bağlayan Emin Barın, 12

Cenap Yazansoy, Emin Barın ve Perşembe Toplantıları, 20

Abdullah Taşçı, Hocam Emin Barın, 22

Prof. Dr. Bülent Özer, Çağdaş Bir Sanatçı Olarak Emin Barın, 28

Bir Hattat Olarak Olarak Hocam Emin Barın, M. Savaş Çevik, 30

Nurullah Berk, Yazıların Müziği, 36

Prof. İlhami Turan, Bütün Yönleriyle Hocam Emin Barın, 38

Midhat Sertoğlu, Perşembeden Perşembeye, 50

İslam Seçen,Emin Barın’la Gülbenkyan Müzesi’nde, 52

Raffi Portakal, Emin Barın: Koleksiyoner, 56

Katalog,59
 
Kronoloji, 156

HAT’TAN HARF’E
Zincirin Altın Halkalarını Yeniden Bağlayan
EMİN BARIN

Prof. Önder Küçükerman

07.01.2002

1960 Yılında Emin Barın’dan İlk Ders
 Yıl 1960. Güzel Sanatlar Akademisi öğrencisi olarak ilk günümdü... Sabah Atölye çalışması, öğleden sonraki ilk ders ise “Yazı” idi... Hocamızın ismini sordum; Emin Barın dediler. Ve eklediler: “Çok önemli birisidir, baba adamdır!”
 Akademi’nin giriş katında, denize bakan “Yazı atölyesi”ne girdiğimiz zaman, doğrusunu isterseniz, yazı dersinde ne öğreneceğimizi tam olarak bilmiyorduk. Köşedeki masada orta yaşlı ve yeni gelen öğrencilere toleranslı bir ifadeyle, gülümseyerek bakan “Emin Hoca”, yanında da genç asistanı İlhami Turan vardı...
 Ders başladı... Hala hatırlarım, Emin Bey, duvardaki yazı tahtasına A,B,C diyerek harfleri yazmaya başladı. Harflerin kuruluşunu, birbirleriyle ilişkilerini, genel olarak istif edilmelerini açıklıyordu. Zorluklarla dolu Akademi sınavlarını aşıp gelmiş bizler, değil tahtada yazdığımız harflerin tasarlanışını, yazıyı bile hiç bilmediğimizi birkaç dakika içinde anlayıvermiştik!..
 Emin Hoca, hiç istifini bozmadan, büyük bir sükünetle yazı hakkındaki temel ilkeleri çok açık ve yalın biçimde anlatarak gözlerimizi yepyeni bir dünyaya açıyordu. Şaşırmıştık. Kısa bir aralık verip, şimdi de yaptığı harf çizimlerini tekrarlamamızı istedi. Hayret! Harfleri bile doğru yazamadığımız birkaç dakika içinde ortaya çıkıvermişti. Sadece bir kişi iyi yazabilmişti. O da zaten reklamcılıktan geliyordu!..
 Dersten çıktığımızda, çevredekilere biraz küçümseyerek baktığımı farkettim!.. Çünkü biz harflerin kurallarını öğrenmeye başlamıştık!..
***
 Daha sonraki derslerde, herkes bu yazı dersine garip bir ilgi göstermeye başladı. Defterler dolusu yazı yazıyorduk. Ve her defasında biraz daha ilerlediğimizi sanırken, Emin Hocanın yumuşak bir ifadeyle bulduğu yanlışları ve yaptığı düzeltmeleri görünce şaşırdığımızı söylemeliyim.
 Yanlışsız yazmak adeya bir şeref meselesi gibi olmuştu aramızda. Herkes daha çok yazmaya, daha çok çalışmaya başladı. Emin Hoca kimseye fark ettirmeden iletişimin temel kurallarını öğretiyordu. Hatta ögrenciler arasında bir tür yarış başlamıştı.
***
 Zamanla görmeye başladık ki, Emin Bey bizlere Latin harflerini öğretirken, hem Osmanlı döneminin yazı sanatının temel bilgilerini hem de değişik uygarlıklardaki bilgileri aktarıyordu. Bunu yaparken ilginç örnekler de veriyordu;
Örneğin, eski bir hattatın, “... cuma günü öğleden sonra yazdığı bir yazıyı, kırk yıl sonra görse bile niçin ve nasıl tanıyacağını...” anlatmıştı. Çünkü namaz için geçen kısa süre içinde “... el yazısında akıcılık...” kayboluyordu...
Ya da insan eli ve gözü arasındaki ilişkilerin yazı sanatındaki önemini çok basit ve çok şaşırtıcı örnekleriyle gösteriveriyordu.
Yazarken kol, dirsek, el ve parmak hareketlerinin oluşturduğu geometrilerin önemini ve harf tasarımıyla ilişkilerini bir iki cümlede özetleyiveriyordu.... O güne kadar hiç farketmediğimiz bir konuydu bu...
Büyük mekanlardaki yazı deformasyonları, ya da üç boyutlu bir yazıdaki plastik değerlerin ana hatlarını hiç önemli bir şey değilmiş gibi bir cümlede anlattığında, farketmeden yazı ile insan ve mekan ilişkileri netleşiveriyordu gözümüzde.
 Kısacası, Emin Bey  bizleri yazı dünyasının karmaşıklığında usta bir rehber gibi zevkle ve yormadan dolaştırıyordu. İşin ilginci ise, bunu yaparken çok basit ve bilinen bir şeyi anlatıyor gibi davranmasıydı.
 Güzel Sanatlar Akademisi gibi bir sanat kurumunda, bu ilginç yaklaşımın, Emin Bey’in ustalığı ve önemli bir özelliği olduğunu sonradan anlamıştık.  O, çevresiyle, öğrencileriyle, tanıdığı ve tanımadığı herkesle dosttu... Bir gün önce Akademi Balosuna hoca arkadaşlarıyla smokin giyerek katılır, ertesi gün derste, eline yüz yıllık bir kamış kalemi alıp nasıl sivriltildiğini ve nasıl kullanıldığını anlatırdı... “Batı’yla da, gelenekle de dost bir yakınlık” içindeydi... 
 Unutmamak gerekir ki, Akademi öğrencileri için en önemli konu, dönemin en yeni sanat akımlarını izlemekti. Öylesine renkli bir konu yanında bile, Emin Bey, yazı dünyası ile, hiç kimseyi yormadan ama çok derinde izler bırakan ilginç bir yakınlık kurmuştu.

Almanya’da Latin Harfleri Öğrenimi
 Emin Barın’ın bu “usta-öğrenci dostluğu” yaklaşımı hepimizi kendisine yakından bağlamıştı. Emin Bey’i daha yakından tanıdıkça büyük bir tevazu içinde kendine sakladığı başarılarını adeta zorla öğreniyorduk. Almanya’daki çalışmalarını, yazdığı önemli yazıları, Olimpiyatlar için hazırladığı ve ödül kazanan işlerini, yavaş yavaş oluşturduğu çok önemli bir koleksiyonu olduğunu duyuyorduk. Atatürk’ün gençliğe hitabesi gibi önemli yazıları yazmıştı. Kısacası, Emin Bey, Latin harflerini akademik bir doğrulukla çözümlemiş ve en önemli yerlerde uygulamıştı.
Akademi öğrencileri olarak, iki yıl sonra yazının temel bilgi ve yaratıcılık gerektiren bir tasarım alanı olduğunun bilincindeydik artık. Ancak işin daha ilginci belki de öğrendiğimizin sadece Latin harfleri olmadığıydı. Sessizce verdiği usta işi örneklerle, yazının bir uygarlık aracı olduğunu doğru ve kolay yazılması için gerekenlerin ip ucunun rehberliğinde yakalamıştık...

Atölyesindeki “Perşembe Toplantıları”
 O yıllarda Emin Bey’in bir yazı ve cilt atölyesi olduğunu ve orada eski yazı ve cilt sanatıyla ilgilenen “bilge isimlerin” her Perşembe günü atölyesinde toplandıklarını duymuştuk. Tabii bir öğrenci olarak oraya katılamayacağımızı da biliyorduk.
 Açıkçası ben kendi hesabıma bu Perşembe toplantılarını gerçekten merak ediyordum. Ancak 1965 yılında asistan olduğum zaman, bir nedenle Emin Beye gittiğimde, bu sorunun yanıtının “Perşembe toplantısında bulunabileceğini” söyleyerek beni çağırmıştı...
 İçeri girdiğim zaman, konuyla ilgili dönemin çok önemli isimleri, yan yana, bazen bir eski hat ustasının yazısı, bazen eski bir kitap cildi üzerinde tartışıyorlardı. Hepsi eseri ayrı ayrı dikkatle inceliyor, sonra o konuda çok kısa ve hatta bizler için “şifreli” denilebilecek bir yorum yaparak yanındakine uzatıveriyordu.
 Ben, Topkapı Sarayı dönemindeki Osmanlı “Ehl-i Hıref” ustaları hakkında nasıl bilgi alabileceğimi sordum. İsmini hatırlayamadığım çok yaşlı isimlerden birinin, gözlüğünün üstünden emin Bey’e, “... Bu genç adam kim...” der gibi baktığını gördüm. Emin bey de “...Bizdendir...” der gibi bir baş hareketi yapınca, sorularımın cevabını almaya başlamıştım.
 Şaşkınlık içindeydim. Çünkü bir hamlede anlatılanları hiç bir yerde okumamış ve duymamıştım. Oysa bu kişiler, olayı sanki içinde rol aldıkları bir film gibi canlı biçimde anlatıyordu. Onların da birer “Ehl-i Hıref” olduğunu nereden bilebilirdim ki?
 O zaman anladım ki, Emin Barın hocamız, tarihin derinliklerine gömülmekte olan eski ve önemli bir geleneksel tasarım ve yaratıcılık mirasını yaşatmak istiyordu ve bu nedenle de küçük bir “kor”u canlı tutmak için, “son ustaları birleştirerek”, kendi ölçeğinden çok daha büyük bir etkinlik yaratmaya çalışıyordu...
 Sonuç olarak, Emin Bey’in atölyesindeki “Perşembe toplantıları”nın, Türkiye içinde ve dışında birçok müze ve koleksiyonun oluşmasında veya gelişmesinde ateşleyici rolü olduğu kesin olarak söylenebilir.
 
“... Eski Mirası Bilenler Azalıyor...”
 Sonraki yıllarda Emin Hocamın ailesiyle de yakın olma şansımız oldu... Eşi Necla hanım, çocukları Tevfik, Ayşe ve Gülperi... Dostlarıyla birlikte... Uyumlu, mutlu ve geniş bir aileydi tanıdığımız...
Ağaçlı Köyü’ndeki kır evimizde komşumuz Emin Bey’in başka bir yanını görmüştüm; herkesle dost, toleranslı ve çevresiyle barışık bir kişilik...
 Bir gün bizim evde, pergolanın altında oturuken, kendisine meslek yaşamını özetlemek gerekirse ne diyeceğini sormuştum. Bu soru üzerine söylediği her kelime benim için gerçek bir ders gibiydi:
 ... Bak oğlum, ben Türkiye’de Latin harflerine geçişin yaratıcılığı için uğraşmış bir kişiyim. Bu amaçla Almanya’da okudum, uğraştım, çok eser verdim, insan yetiştirdim... Ama bir gün baktım ki, eski yazı sanatını bilenlerin azalmaya başladığını gördüm... İşin garibi bunu bilenler azaldıkça, elimdeki bilgiyi koruyup gelecek kuşaklara aktarmanın önemi ortaya çıkmaya başladı... Böylece, eski hat sanatının yeni yorumları üzerinde çalışmaya başladım. Amacım, eski yazıyı diriltmek değil, hat sanatının ve yaratıcılığının oluşturduğu bir geleneksel mirasın temel ilkelerinin, Latin harfleriyle de yaşatılacağını gösteren bir mesajı iletmekti...

Emin Barın’ı Tarih Şöyle Yazacak:
“... Kopan Eski Bir Zincirin Altın Halkalarını Yaratıcı Biçimde Birbirine Ekledi...”
 Açıkça görülüyordu  ki, değerli hocamız Emin Barın, Türkiye’de yeni bir yazı kimliğini en üst düzeye çıkarırken, kaybolma tehlikesini yaşayan eski bir mirasın değerlerinin geleceğe aktarılması için birşeyler yapmaya çalışıyordu. Bu amaçla da tamamen kendi girişimi ile üç çok önemli şey yapmıştı:
 Birincisi, atölyesindeki Perşembe toplantılarıydı. Eski ve parlak bir ocağın sönmeye yüz tutan son közlerini, ısrarla üfleyerek yeniden parlatmıştı. Bu öyle başarılı oldu ki, kendisini kaybettiğimiz tarihten beri, bu toplantılardaki ateş hala yanıyor.
 İkincisi, eski mirasın en anlamlı ve seçme örneklerini büyük bir sabırla toplamış ve korumuştu. Bu mirasın kaynaklarını, başarılarını ve ufuklarını gösteren ve yukarıdaki özel amaca dönük bir koleksiyon oluşturmuştu. O nedenle bu sergi, Emin Bey’in eski mirasın altın halkalarına bakışının ipuçlarını gösterir.
 Üçüncüsü kendi yaratıcılığının ürünleriydi: Çünkü kendisi de, eski bir mirasın kaybolmasına karşı görevini büyük bir duyarlılıkla yapmıştı. Nitekim bu son yeni yaptığı yorumları, bütün ömrünce hocalık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi ve Mimar Sinan Üniversitesi’nin Senato salonunda asılıdır.
***
 Kısacası değerli Emin Barın Hoca, kopmaya başlayan eski ve çok değerli bir altın zincirin yeni halkalarını, çok saygılı bir biçimde yenilerine ekleyecek yolu sessizce ve özveriyle bulmuş ve bize miras olarak bırakmıştır.
 Sevgili Emin Hocam, ismin sonsuza kadar yaşasın...

All articles, pictures and designs in this site are Prof. Önder Küçükerman's own properties and not permitted to publish or use anywhere.
If you get permission from Prof. Önder Küçükerman, you can publish or use articles, pictures and designs.

© 2015 | Önder Küçükerman